1 וַיֹּ֤אמֶר Ve–dedi יְהוָה֙ YHVH אֶל־ –e מֹשֶׁ֔ה Moşe'ye בֹּ֖א gir אֶל־ –e פַּרְעֹ֑ה Firavun'a וְדִבַּרְתָּ֣ ve–konuşacaksın אֵלָ֗יו ona כֹּֽה־ böyle– אָמַ֤ר dedi יְהוָה֙ YHVH אֱלֹהֵ֣י Elohim'i הָֽעִבְרִ֔ים İbranilerin שַׁלַּ֥ח gönder אֶת־ – עַמִּ֖י halkımı וְיַֽעַבְדֻֽנִי׃ ve–kulluk–etsinler–bana
RAB Musaya şöyle dedi: ‹‹Firavunun yanına git ve ona de ki, ‹İbranilerin Tanrısı RAB şöyle diyor: Halkımı salıver, bana tapsınlar.
2 כִּ֛י Çünkü אִם־ eğer– מָאֵ֥ן reddedersen אַתָּ֖ה sen לְשַׁלֵּ֑חַ göndermek–için וְעוֹדְךָ֖ ve–hâlâ מַחֲזִ֥יק tutuyorsan בָּֽם׃ onları
Salıvermeyi reddeder, onları tutmakta diretirsen,
3 הִנֵּ֨ה İşte יַד־ eli– יְהוָ֜ה YHVH'nın הוֹיָ֗ה olan בְּמִקְנְךָ֙ hayvanlarında אֲשֶׁ֣ר ki בַּשָּׂדֶ֔ה tarlada בַּסּוּסִ֤ים atlarda בַּֽחֲמֹרִים֙ eşeklerde בַּגְּמַלִּ֔ים develerde בַּבָּקָ֖ר sığırlarda וּבַצֹּ֑אן ve–koyunlarda דֶּ֖בֶר veba כָּבֵ֥ד ağır מְאֹֽד׃ çok
RABbin eli kırlardaki hayvanlarınızı -atları, eşekleri, develeri, sığırları, davarları- büyük kırıma uğratarak sizi cezalandıracak.
4 וְהִפְלָ֣ה Ve–ayıracak יְהוָ֔ה YHVH בֵּ֚ין arasında מִקְנֵ֣ה hayvanlarının יִשְׂרָאֵ֔ל Yisrael'in וּבֵ֖ין ve–arasında מִקְנֵ֣ה hayvanlarının מִצְרָ֑יִם Mısır'ın וְלֹ֥א ve–değil יָמ֛וּת ölecek מִכָּל־ herhangi–birinden– לִבְנֵ֥י oğullarının יִשְׂרָאֵ֖ל Yisrael'in דָּבָֽר׃ şey
RAB İsraillilerle Mısırlıların hayvanlarına farklı davranacak. İsraillilerin hayvanlarından hiçbiri ölmeyecek.› ››
5 וַיָּ֥שֶׂם Ve–koydu יְהוָ֖ה YHVH מוֹעֵ֣ד zaman לֵאמֹ֑ר diyerek מָחָ֗ר yarın יַעֲשֶׂ֧ה yapacak יְהוָ֛ה YHVH הַדָּבָ֥ר işi הַזֶּ֖ה bu בָּאָֽרֶץ׃ ülkede
RAB zamanı da belirleyerek, ‹‹Yarın ülkede bunu yapacağım›› dedi.
6 וַיַּ֨עַשׂ Ve–yaptı יְהוָ֜ה YHVH אֶת־ – הַדָּבָ֤ר işi הַזֶּה֙ bu מִֽמָּחֳרָ֔ת ertesi–gün וַיָּ֕מָת ve–öldü כֹּ֖ל bütün מִקְנֵ֣ה hayvanları מִצְרָ֑יִם Mısır'ın וּמִמִּקְנֵ֥ה ve–hayvanlarından בְנֵֽי־ oğullarının– יִשְׂרָאֵ֖ל Yisrael'in לֹא־ değil– מֵ֥ת öldü אֶחָֽד׃ bir
Ertesi gün RAB dediğini yaptı: Mısırlıların hayvanları büyük çapta öldü. Ama İsraillilerin hayvanlarından hiçbiri ölmedi.
7 וַיִּשְׁלַ֣ח Ve–gönderdi פַּרְעֹ֔ה Firavun וְהִנֵּ֗ה ve–işte לֹא־ değil– מֵ֛ת öldü מִמִּקְנֵ֥ה hayvanlarından יִשְׂרָאֵ֖ל Yisrael'in עַד־ –e–kadar– אֶחָ֑ד biri וַיִּכְבַּד֙ ve–ağırlaştı לֵ֣ב kalbi פַּרְעֹ֔ה Firavun'un וְלֹ֥א ve–değil שִׁלַּ֖ח gönderdi אֶת־ – הָעָֽם׃ halkı פ P
Firavun adam gönderdi, İsraillilerin bir tek hayvanının bile ölmediğini öğrendi. Öyleyken, inat etti ve halkı salıvermedi.
8 וַיֹּ֣אמֶר Ve–dedi יְהוָה֮ YHVH אֶל־ –e מֹשֶׁ֣ה Moşe'ye וְאֶֽל־ ve–e אַהֲרֹן֒ Aharon'a קְח֤וּ alın לָכֶם֙ kendinize מְלֹ֣א dolusu חָפְנֵיכֶ֔ם avucunuzun פִּ֖יחַ külü כִּבְשָׁ֑ן fırının וּזְרָק֥וֹ ve–serpsın–onu מֹשֶׁ֛ה Moşe הַשָּׁמַ֖יְמָה göğe לְעֵינֵ֥י gözlerinde פַרְעֹֽה׃ Firavun'un
RAB Musayla Haruna, ‹‹Yanınıza iki avuç dolusu ocak kurumu alın›› dedi, ‹‹Musa kurumu firavunun önünde göğe doğru savursun.
9 וְהָיָ֣ה Ve–olacak לְאָבָ֔ק toz עַ֖ל üzerine כָּל־ bütün– אֶ֣רֶץ ülkesinin מִצְרָ֑יִם Mısır'ın וְהָיָ֨ה ve–olacak עַל־ üzerine– הָאָדָ֜ם insanın וְעַל־ ve–üzerine– הַבְּהֵמָ֗ה hayvanın לִשְׁחִ֥ין çıban פֹּרֵ֛חַ açan אֲבַעְבֻּעֹ֖ת kabarcıklar בְּכָל־ bütün– אֶ֥רֶץ ülkesinde מִצְרָֽיִם׃ Mısır'ın
Kurum bütün Mısırın üzerinde ince bir toza dönüşecek; ülkenin her yanındaki insanların, hayvanların bedenlerinde irinli çıbanlar çıkacak.››
10 וַיִּקְח֞וּ Ve–aldılar אֶת־ – פִּ֣יחַ külü הַכִּבְשָׁ֗ן fırının וַיַּֽעַמְדוּ֙ ve–durdular לִפְנֵ֣י önünde פַרְעֹ֔ה Firavun'un וַיִּזְרֹ֥ק ve–serpti אֹת֛וֹ onu מֹשֶׁ֖ה Moşe הַשָּׁמָ֑יְמָה göğe וַיְהִ֗י ve–oldu שְׁחִין֙ çıban אֲבַעְבֻּעֹ֔ת kabarcıklar פֹּרֵ֕חַ açan בָּאָדָ֖ם insanda וּבַבְּהֵמָֽה׃ ve–hayvanda
Böylece Musayla Harun ocak kurumu alıp firavunun önünde durdular. Musa kurumu göğe doğru savurdu. İnsanlarda ve hayvanlarda irinli çıbanlar çıktı.
11 וְלֹֽא־ Ve–değil– יָכְל֣וּ yapabildiler הַֽחַרְטֻמִּ֗ים sihirbazlar לַעֲמֹ֛ד durmak–için לִפְנֵ֥י önünde מֹשֶׁ֖ה Moşe'nin מִפְּנֵ֣י yüzünden הַשְּׁחִ֑ין çıbanın כִּֽי־ çünkü– הָיָ֣ה oldu הַשְּׁחִ֔ין çıban בַּֽחֲרְטֻמִּ֖ם sihirbazlarda וּבְכָל־ ve–bütün– מִצְרָֽיִם׃ Mısır'da
Büyücüler çıbandan ötürü Musanın karşısında duramaz oldular. Çünkü bütün Mısırlılarda olduğu gibi onlarda da çıbanlar çıkmıştı.
12 וַיְחַזֵּ֤ק Ve–sertleştirdi יְהוָה֙ YHVH אֶת־ – לֵ֣ב kalbini פַּרְעֹ֔ה Firavun'un וְלֹ֥א ve–değil שָׁמַ֖ע dinledi אֲלֵהֶ֑ם onları כַּאֲשֶׁ֛ר gibi דִּבֶּ֥ר söyledi יְהוָ֖ה YHVH אֶל־ –e מֹשֶֽׁה׃ Moşe'ye ס S
RAB firavunu inatçı yaptı, RABbin Musaya söylediği gibi, firavun Musayla Harunu dinlemedi.
13 וַיֹּ֤אמֶר Ve–dedi יְהוָה֙ YHVH אֶל־ –e מֹשֶׁ֔ה Moşe'ye הַשְׁכֵּ֣ם erken–kalk בַּבֹּ֔קֶר sabahleyin וְהִתְיַצֵּ֖ב ve–dur לִפְנֵ֣י önünde פַרְעֹ֑ה Firavun'un וְאָמַרְתָּ֣ ve–diyeceksin אֵלָ֗יו ona כֹּֽה־ böyle– אָמַ֤ר dedi יְהוָה֙ YHVH אֱלֹהֵ֣י Elohim'i הָֽעִבְרִ֔ים İbranilerin שַׁלַּ֥ח gönder אֶת־ – עַמִּ֖י halkımı וְיַֽעַבְדֻֽנִי׃ ve–kulluk–etsinler–bana
RAB Musaya şöyle dedi: ‹‹Sabah erkenden kalkıp firavunun huzuruna çık, de ki, ‹İbranilerin Tanrısı RAB şöyle diyor: Halkımı salıver, bana tapsınlar.
14 כִּ֣י ׀ Çünkü בַּפַּ֣עַם seferde הַזֹּ֗את bu אֲנִ֨י ben שֹׁלֵ֜חַ gönderen אֶת־ – כָּל־ bütün– מַגֵּפֹתַי֙ belalarımı אֶֽל־ –e לִבְּךָ֔ kalbine וּבַעֲבָדֶ֖יךָ ve–kullarının–üzerine וּבְעַמֶּ֑ךָ ve–halkının–üzerine בַּעֲב֣וּר için תֵּדַ֔ע bilesin כִּ֛י ki אֵ֥ין yok כָּמֹ֖נִי benim–gibi בְּכָל־ bütün– הָאָֽרֶץ׃ yeryüzünde
Yoksa bu kez senin, görevlilerinin, halkının üzerine bütün belalarımı yağdıracağım. Öyle ki, bu dünyada benim gibisi olmadığını öğrenesin.
15 כִּ֤י Çünkü עַתָּה֙ şimdi שָׁלַ֣חְתִּי gönderdim אֶת־ – יָדִ֔י elimi וָאַ֥ךְ ve–vurdum אוֹתְךָ֛ seni וְאֶֽת־ ve– עַמְּךָ֖ halkını בַּדָּ֑בֶר vebayla וַתִּכָּחֵ֖ד ve–silinecektin מִן־ –den– הָאָֽרֶץ׃ yeryüzünden
Çünkü elimi kaldırıp seni ve halkını salgın hastalıkla vurmuş olsaydım, yeryüzünden silinmiş olurdun.
16 וְאוּלָ֗ם Ve–ama בַּעֲב֥וּר için זֹאת֙ bu הֶעֱמַדְתִּ֔יךָ durdurdum–seni בַּעֲב֖וּר için הַרְאֹתְךָ֣ göstermek–sana אֶת־ – כֹּחִ֑י gücümü וּלְמַ֛עַן ve–için סַפֵּ֥ר anlatmak שְׁמִ֖י ismimi בְּכָל־ bütün– הָאָֽרֶץ׃ yeryüzünde
Gücümü sana göstermek, adımı bütün dünyaya tanıtmak için seni ayakta tuttum.
17 עוֹדְךָ֖ Hâlâ מִסְתּוֹלֵ֣ל yükseltiyor בְּעַמִּ֑י halkıma–karşı לְבִלְתִּ֖י göndermemek–için שַׁלְּחָֽם׃ onları
Hâlâ halkımı salıvermiyor, onlara üstünlük taslıyorsun.
18 הִנְנִ֤י İşte–ben מַמְטִיר֙ yağdıran כָּעֵ֣ת zamanında מָחָ֔ר yarın בָּרָ֖ד dolu כָּבֵ֣ד ağır מְאֹ֑ד çok אֲשֶׁ֨ר ki לֹא־ değil– הָיָ֤ה oldu כָמֹ֙הוּ֙ onun–gibi בְּמִצְרַ֔יִם Mısır'da לְמִן־ –den–beri– הַיּ֥וֹם günün הִוָּסְדָ֖ה kurulduğu וְעַד־ ve–e–kadar– עָֽתָּה׃ şimdi
Bu yüzden, yarın bu saatlerde Mısıra tarihinde görülmemiş ağır bir dolu yağdıracağım.
19 וְעַתָּ֗ה Ve–şimdi שְׁלַ֤ח gönder הָעֵז֙ sığındır אֶֽת־ – מִקְנְךָ֔ hayvanlarını וְאֵ֛ת ve– כָּל־ bütün– אֲשֶׁ֥ר ne לְךָ֖ senin בַּשָּׂדֶ֑ה tarlada כָּל־ bütün– הָאָדָ֨ם insan וְהַבְּהֵמָ֜ה ve–hayvan אֲשֶֽׁר־ ki– יִמָּצֵ֣א bulunacak בַשָּׂדֶ֗ה tarlada וְלֹ֤א ve–değil יֵֽאָסֵף֙ toplanacak הַבַּ֔יְתָה eve וְיָרַ֧ד ve–inecek עֲלֵהֶ֛ם üzerlerine הַבָּרָ֖ד dolu וָמֵֽתוּ׃ ve–ölecekler
Şimdi buyruk ver, hayvanların ve kırda neyin varsa hepsi sığınaklara konsun. Dolu yağınca, eve getirilmeyen, kırda kalan bütün insanlarla hayvanlar ölecek.› ››
20 הַיָּרֵא֙ Korkan אֶת־ – דְּבַ֣ר sözünden יְהוָ֔ה YHVH'nın מֵֽעַבְדֵ֖י kullarından פַּרְעֹ֑ה Firavun'un הֵנִ֛יס kaçırdı אֶת־ – עֲבָדָ֥יו kullarını וְאֶת־ ve– מִקְנֵ֖הוּ hayvanlarını אֶל־ –e הַבָּתִּֽים׃ evlere
Firavunun görevlileri arasında RABbin uyarısından korkanlar köleleriyle hayvanlarını çabucak evlerine getirdiler.
21 וַאֲשֶׁ֥ר Ve–ki לֹא־ değil– שָׂ֛ם koydu לִבּ֖וֹ kalbini אֶל־ –e דְּבַ֣ר sözüne יְהוָ֑ה YHVH'nın וַֽיַּעֲזֹ֛ב ve–bıraktı אֶת־ – עֲבָדָ֥יו kullarını וְאֶת־ ve– מִקְנֵ֖הוּ hayvanlarını בַּשָּׂדֶֽה׃ tarlada פ P
RABbin uyarısını önemsemeyenler ise köleleriyle hayvanlarını tarlada bıraktı.
22 וַיֹּ֨אמֶר Ve–dedi יְהוָ֜ה YHVH אֶל־ –e מֹשֶׁה Moşe'ye נְטֵ֤ה uzat אֶת־ – יָֽדְךָ֙ elini עַל־ üzerine– הַשָּׁמַ֔יִם göklerin וִיהִ֥י ve–olsun בָרָ֖ד dolu בְּכָל־ bütün– אֶ֣רֶץ ülkesinde מִצְרָ֑יִם Mısır'ın עַל־ üzerine– הָאָדָ֣ם insanın וְעַל־ ve–üzerine– הַבְּהֵמָ֗ה hayvanın וְעַ֛ל ve–üzerine כָּל־ bütün– עֵ֥שֶׂב otunun הַשָּׂדֶ֖ה tarlanın בְּאֶ֥רֶץ ülkesinde מִצְרָֽיִם׃ Mısır'ın
RAB Musaya, ‹‹Elini göğe doğru uzat›› dedi, ‹‹Mısırın her yerine, insanların, hayvanların, kırdaki bütün bitkilerin üzerine dolu yağsın.››
23 וַיֵּ֨ט Ve–uzattı מֹשֶׁ֣ה Moşe אֶת־ – מַטֵּהוּ֮ asasını עַל־ üzerine– הַשָּׁמַיִם֒ göklerin וַֽיהוָ֗ה ve–YHVH נָתַ֤ן verdi קֹלֹת֙ gök–gürültüleri וּבָרָ֔ד ve–dolu וַתִּ֥הֲלַךְ ve–yürüdü אֵ֖שׁ ateş אָ֑רְצָה yere וַיַּמְטֵ֧ר ve–yağdırdı יְהוָ֛ה YHVH בָּרָ֖ד dolu עַל־ üzerine– אֶ֥רֶץ ülkesinin מִצְרָֽיִם׃ Mısır'ın
Musa değneğini göğe doğru uzatınca RAB gök gürlemeleri ve dolu gönderdi. Yıldırım düştü. RAB Mısıra dolu yağdırdı.
24 וַיְהִ֣י Ve–oldu בָרָ֔ד dolu וְאֵ֕שׁ ve–ateş מִתְלַקַּ֖חַת yanarak בְּת֣וֹךְ içinde הַבָּרָ֑ד dolunun כָּבֵ֣ד ağır מְאֹ֔ד çok אֲ֠שֶׁר ki לֹֽא־ değil– הָיָ֤ה oldu כָמֹ֙הוּ֙ onun–gibi בְּכָל־ bütün– אֶ֣רֶץ ülkesinde מִצְרַ֔יִם Mısır'ın מֵאָ֖ז beri הָיְתָ֥ה oldu לְגֽוֹי׃ millet
Şiddetli dolu yağıyor, sürekli şimşek çakıyordu. Mısır Mısır olalı böylesi bir dolu görmemişti.
25 וַיַּ֨ךְ Ve–vurdu הַבָּרָ֜ד dolu בְּכָל־ bütün– אֶ֣רֶץ ülkesinde מִצְרַ֗יִם Mısır'ın אֵ֚ת – כָּל־ bütün– אֲשֶׁ֣ר ne בַּשָּׂדֶ֔ה tarlada מֵאָדָ֖ם insandan וְעַד־ ve–e–kadar– בְּהֵמָ֑ה hayvana וְאֵ֨ת ve– כָּל־ bütün– עֵ֤שֶׂב otunu הַשָּׂדֶה֙ tarlanın הִכָּ֣ה vurdu הַבָּרָ֔ד dolu וְאֶת־ ve– כָּל־ bütün– עֵ֥ץ ağacını הַשָּׂדֶ֖ה tarlanın שִׁבֵּֽר׃ kırdı
Dolu Mısırda insandan hayvana dek kırdaki her şeyi, bütün bitkileri mahvetti, bütün ağaçları kırdı.
26 רַ֚ק Sadece בְּאֶ֣רֶץ ülkesinde גֹּ֔שֶׁן Goşen'in אֲשֶׁר־ ki– שָׁ֖ם orada בְּנֵ֣י oğulları יִשְׂרָאֵ֑ל Yisrael'in לֹ֥א değil הָיָ֖ה oldu בָּרָֽד׃ dolu
Yalnız İsraillilerin yaşadığı Goşen bölgesine dolu düşmedi.
27 וַיִּשְׁלַ֣ח Ve–gönderdi פַּרְעֹ֗ה Firavun וַיִּקְרָא֙ ve–çağırdı לְמֹשֶׁ֣ה Moşe'yi וּֽלְאַהֲרֹ֔ן ve–Aharon'u וַיֹּ֥אמֶר ve–dedi אֲלֵהֶ֖ם onlara חָטָ֣אתִי günah–işledim הַפָּ֑עַם sefer יְהוָה֙ YHVH הַצַּדִּ֔יק doğru וַאֲנִ֥י ve–ben וְעַמִּ֖י ve–halkım הָרְשָׁעִֽים׃ kötüler
Firavun Musayla Harunu çağırtarak, ‹‹Bu kez günah işledim›› dedi, ‹‹RAB haklı, ben ve halkım haksızız.
28 הַעְתִּ֙ירוּ֙ Dua–edin אֶל־ –e יְהוָ֔ה YHVH'ya וְרַ֕ב ve–yeter מִֽהְיֹ֛ת olmasından קֹלֹ֥ת gök–gürültülerinin אֱלֹהִ֖ים Elohim'in וּבָרָ֑ד ve–dolunun וַאֲשַׁלְּחָ֣ה ve–göndereceğim אֶתְכֶ֔ם sizi וְלֹ֥א ve–değil תֹסִפ֖וּן devam–edeceksiniz לַעֲמֹֽד׃ durmak–için
RABbe dua edin, yeter bu gök gürlemeleri ve dolu. Sizi salıvereceğim, artık burada kalmayacaksınız.››
29 וַיֹּ֤אמֶר Ve–dedi אֵלָיו֙ ona מֹשֶׁ֔ה Moşe כְּצֵאתִי֙ çıktığımda אֶת־ – הָעִ֔יר şehirden אֶפְרֹ֥שׂ açacağım אֶת־ – כַּפַּ֖י avucumu אֶל־ –e יְהוָ֑ה YHVH'ya הַקֹּל֣וֹת gök–gürültüleri יֶחְדָּל֗וּן duracaklar וְהַבָּרָד֙ ve–dolu לֹ֣א değil יִֽהְיֶה־ olacak– ע֔וֹד artık לְמַ֣עַן için תֵּדַ֔ע bilesin כִּ֥י ki לַיהוָ֖ה YHVH'nın הָאָֽרֶץ׃ yeryüzü
Musa, ‹‹Kentten çıkınca, ellerimi RABbe uzatacağım›› dedi, ‹‹Gök gürlemeleri duracak, artık dolu yağmayacak. Böylece dünyanın RABbe ait olduğunu bileceksin.
30 וְאַתָּ֖ה Ve–sen וַעֲבָדֶ֑יךָ ve–kulların יָדַ֕עְתִּי biliyorum כִּ֚י ki טֶ֣רֶם henüz תִּֽירְא֔וּן korkmuyorsunuz מִפְּנֵ֖י yüzünden יְהוָ֥ה YHVH אֱלֹהִֽים׃ Elohim
Ama biliyorum, sen ve görevlilerin RAB Tanrıdan hâlâ korkmuyorsunuz.››
31 וְהַפִּשְׁתָּ֥ה Ve–keten וְהַשְּׂעֹרָ֖ה ve–arpa נֻכָּ֑תָה vuruldu כִּ֤י çünkü הַשְּׂעֹרָה֙ arpa אָבִ֔יב başak וְהַפִּשְׁתָּ֖ה ve–keten גִּבְעֹֽל׃ tomurcuk
Keten ve arpa mahvolmuştu; çünkü arpa başak vermiş, keten çiçek açmıştı.
32 וְהַחִטָּ֥ה Ve–buğday וְהַכֻּסֶּ֖מֶת ve–kızılca לֹ֣א değil נֻכּ֑וּ vuruldular כִּ֥י çünkü אֲפִילֹ֖ת geç הֵֽנָּה׃ onlar
Ama buğday ve kızıl buğday henüz bitmediği için zarar görmemişti.
33 וַיֵּצֵ֨א Ve–çıktı מֹשֶׁ֜ה Moşe מֵעִ֤ם yanından פַּרְעֹה֙ Firavun'un אֶת־ – הָעִ֔יר şehri וַיִּפְרֹ֥שׂ ve–açtı כַּפָּ֖יו avucunu אֶל־ –e יְהוָ֑ה YHVH'ya וַֽיַּחְדְּל֤וּ ve–durdular הַקֹּלוֹת֙ gök–gürültüleri וְהַבָּרָ֔ד ve–dolu וּמָטָ֖ר ve–yağmur לֹא־ değil– נִתַּ֥ךְ döküldü אָֽרְצָה׃ yere
Musa firavunun yanından ayrılıp kentten çıktı. Ellerini RABbe uzattı. Gök gürlemesi ve dolu durdu, yağmur dindi.
34 וַיַּ֣רְא Ve–gördü פַּרְעֹ֗ה Firavun כִּֽי־ ki– חָדַ֨ל durdu הַמָּטָ֧ר yağmur וְהַבָּרָ֛ד ve–dolu וְהַקֹּלֹ֖ת ve–gök–gürültüleri וַיֹּ֣סֶף ve–devam–etti לַחֲטֹ֑א günah–işlemeye וַיַּכְבֵּ֥ד ve–ağırlaştırdı לִבּ֖וֹ kalbini ה֥וּא o וַעֲבָדָֽיו׃ ve–kulları
Firavun yağmurun, dolunun, gök gürlemesinin kesildiğini görünce, yine günah işledi. Hem kendisi, hem görevlileri inat ettiler.
35 וַֽיֶּחֱזַק֙ Ve–güçlendi לֵ֣ב kalbi פַּרְעֹ֔ה Firavun'un וְלֹ֥א ve–değil שִׁלַּ֖ח gönderdi אֶת־ – בְּנֵ֣י oğullarını יִשְׂרָאֵ֑ל Yisrael'in כַּאֲשֶׁ֛ר gibi דִּבֶּ֥ר söyledi יְהוָ֖ה YHVH בְּיַד־ eliyle– מֹשֶֽׁה׃ Moşe'nin פ P
RAB'bin Musa aracılığıyla söylediği gibi, firavun inat ederek İsrailliler'i salıvermedi.