1 וַיִּסְע֖וּ ve–yola–çıktılar בְּנֵ֣י oğulları יִשְׂרָאֵ֑ל İsrail'in וַֽיַּחֲנוּ֙ ve–konakladılar בְּעַֽרְב֣וֹת ovalarında– מוֹאָ֔ב Moav'ın מֵעֵ֖בֶר öte–yakasında– לְיַרְדֵּ֥ן İrdeni'nin יְרֵחֽוֹ׃ Eriha'nın ס §
İsrailliler yollarına devam ederek Moav ovalarında, Şeria Irmağının doğusunda, Eriha karşısında konakladılar.
2 וַיַּ֥רְא ve–gördü בָּלָ֖ק Balak בֶּן־ oğlu– צִפּ֑וֹר Tsippor'un אֵ֛ת [+NESNE] כָּל־ bütün– אֲשֶׁר־ –i–ne עָשָׂ֥ה yaptı יִשְׂרָאֵ֖ל İsrail לָֽאֱמֹרִֽי׃ Amorlular'a
Sippor oğlu Balak İsraillilerin Amorlulara neler yaptığını duydu.
3 וַיָּ֨גָר ve–korktu מוֹאָ֜ב Moav מִפְּנֵ֥י yüzünden– הָעָ֛ם halkın מְאֹ֖ד çok כִּ֣י çünkü רַב־ kalabalık– ה֑וּא o וַיָּ֣קָץ ve–sıkıntıya–düştü מוֹאָ֔ב Moav מִפְּנֵ֖י yüzünden– בְּנֵ֥י oğullarının יִשְׂרָאֵֽל׃ İsrail'in
İsrail halkı kalabalık olduğundan, Moavlılar onlardan korkarak yılgıya düştü.
4 וַיֹּ֨אמֶר ve–dedi מוֹאָ֜ב Moav אֶל־ –e זִקְנֵ֣י ihtiyarlarına מִדְיָ֗ן Midyan'ın עַתָּ֞ה şimdi יְלַחֲכ֤וּ yalayacak הַקָּהָל֙ topluluk אֶת־ [+NESNE] כָּל־ bütün– סְבִ֣יבֹתֵ֔ינוּ çevremizi כִּלְחֹ֣ךְ yaladığı–gibi– הַשּׁ֔וֹר öküzün אֵ֖ת [+NESNE] יֶ֣רֶק yeşilini הַשָּׂדֶ֑ה tarlanın וּבָלָ֧ק ve–Balak בֶּן־ oğlu– צִפּ֛וֹר Tsippor'un מֶ֥לֶךְ kralydı לְמוֹאָ֖ב Moav'ın–için בָּעֵ֥ת zamanda– הַהִֽוא׃ o
Midyan ileri gelenlerine, ‹‹Öküz kırda nasıl otu yiyip tüketirse, bu topluluk da çevremizdeki her şeyi yiyip bitirecek›› dediler. O sırada Sippor oğlu Balak Moav Kralıydı.
5 וַיִּשְׁלַ֨ח ve–gönderdi מַלְאָכִ֜ים elciler אֶל־ –e בִּלְעָ֣ם Balam'a בֶּן־ oğluna– בְּע֗וֹר Beor'un פְּ֠תוֹרָה Petor'a אֲשֶׁ֧ר ki עַל־ –üzerinde הַנָּהָ֛ר nehrin אֶ֥רֶץ ülkesine בְּנֵי־ oğullarının– עַמּ֖וֹ halkının לִקְרֹא־ çağırmak–için– ל֑וֹ onu לֵאמֹ֗ר diyerek הִ֠נֵּה işte עַ֣ם halk יָצָ֤א çıktı מִמִּצְרַ֙יִם֙ Mısır'dan הִנֵּ֤ה işte כִסָּה֙ kapladı אֶת־ [+NESNE] עֵ֣ין yüzünü הָאָ֔רֶץ yeryüzünün וְה֥וּא ve–o יֹשֵׁ֖ב oturuyor מִמֻּלִֽי׃ karşımda
Balak, Beor oğlu Balamı çağırmak için ulaklar gönderdi. Balam Fırat Irmağı kıyısında, Amav ülkesindeki Petorda yaşıyordu. Balak şöyle dedi: ‹‹Mısırdan çıkıp yeryüzünü kaplayan bir halk yanıbaşıma yerleşti.
6 וְעַתָּה֩ ve–şimdi לְכָה־ gel– נָּ֨א lütfen אָֽרָה־ lanetl– לִּ֜י bana אֶת־ [+NESNE] הָעָ֣ם halkı הַזֶּ֗ה bu כִּֽי־ çünkü– עָצ֥וּם güçlü הוּא֙ o מִמֶּ֔נִּי benden אוּלַ֤י belki אוּכַל֙ yapabilirim נַכֶּה־ vurmak– בּ֔וֹ onu וַאֲגָרְשֶׁ֖נּוּ ve–sürebilirim–onu מִן־ –den הָאָ֑רֶץ ülkeden כִּ֣י çünkü יָדַ֗עְתִּי biliyorum אֵ֤ת [+NESNE] אֲשֶׁר־ –i–kimi תְּבָרֵךְ֙ kutlarsan מְבֹרָ֔ךְ kutludur וַאֲשֶׁ֥ר ve–kimi תָּאֹ֖ר lanetlersen יוּאָֽר׃ lanetlidir
Lütfen gel de benden daha güçlü olan bu halka benim için lanet oku. Olur ki, onları yener, ülkeden kovarız. Çünkü senin kutsadığın kişinin kutsanacağını, lanetlediğin kişinin lanetleneceğini biliyorum.››
7 וַיֵּ֨לְכ֜וּ ve–gittiler זִקְנֵ֤י ihtiyarları מוֹאָב֙ Moav'ın וְזִקְנֵ֣י ve–ihtiyarları מִדְיָ֔ן Midyan'ın וּקְסָמִ֖ים ve–falcılık–ücretleri בְּיָדָ֑ם ellerinde וַיָּבֹ֙אוּ֙ ve–geldiler אֶל־ –e בִּלְעָ֔ם Balam'a וַיְדַבְּר֥וּ ve–söylediler אֵלָ֖יו ona דִּבְרֵ֥י sözlerini בָלָֽק׃ Balak'ın
Moav ve Midyan ileri gelenleri falcılık ücretini alıp gittiler. Balama varınca Balakın bildirisini ona ilettiler.
8 וַיֹּ֣אמֶר ve–dedi אֲלֵיהֶ֗ם onlara לִ֤ינוּ kalın פֹה֙ burada הַלַּ֔יְלָה gece וַהֲשִׁבֹתִ֤י ve–döndüreceğim אֶתְכֶם֙ size דָּבָ֔ר söz כַּאֲשֶׁ֛ר ki–gibi יְדַבֵּ֥ר konuşursa יְהוָ֖ה Yahve אֵלָ֑י bana וַיֵּשְׁב֥וּ ve–kaldılar שָׂרֵֽי־ beyleri– מוֹאָ֖ב Moav'ın עִם־ –ile בִּלְעָֽם׃ Balam'la
Balam onlara, ‹‹Geceyi burada geçirin›› dedi, ‹‹RABbin bana söyleyecekleri uyarınca size yanıt vereceğim.›› Bunun üzerine Moav önderleri geceyi Balamın yanında geçirdiler.
9 וַיָּבֹ֥א ve–geldi אֱלֹהִ֖ים Tanrı אֶל־ –e בִּלְעָ֑ם Balam'a וַיֹּ֕אמֶר ve–dedi מִ֛י kim הָאֲנָשִׁ֥ים adamlar הָאֵ֖לֶּה bunlar עִמָּֽךְ׃ seninle
Tanrı Balama gelip, ‹‹Evinde kalan bu adamlar kim?›› diye sordu.
10 וַיֹּ֥אמֶר ve–dedi בִּלְעָ֖ם Balam אֶל־ –e הָאֱלֹהִ֑ים Tanrı'ya בָּלָ֧ק Balak בֶּן־ oğlu– צִפֹּ֛ר Tsippor'un מֶ֥לֶךְ kralı מוֹאָ֖ב Moav'ın שָׁלַ֥ח gönderdi אֵלָֽי׃ bana
Balam Tanrıyı şöyle yanıtladı: ‹‹Sippor oğlu Moav Kralı Balak bana şu bildiriyi gönderdi:
11 הִנֵּ֤ה işte הָעָם֙ halk הַיֹּצֵ֣א çıkan מִמִּצְרַ֔יִם Mısır'dan וַיְכַ֖ס ve–kapladı אֶת־ [+NESNE] עֵ֣ין yüzünü הָאָ֑רֶץ yeryüzünün עַתָּ֗ה şimdi לְכָ֤ה gel קָֽבָה־ lanetl– לִּי֙ bana אֹת֔וֹ onu אוּלַ֥י belki אוּכַ֛ל yapabilirim לְהִלָּ֥חֶם savaşmak בּ֖וֹ onunla וְגֵרַשְׁתִּֽיו׃ ve–sürebilirim–onu
‹Mısırdan çıkan halk yeryüzünü kapladı. Gel de benim için onlara lanet oku. Olur ki, onlarla savaşmaya gücüm yeter, onları kovarım.› ››
12 וַיֹּ֤אמֶר ve–dedi אֱלֹהִים֙ Tanrı אֶל־ –e בִּלְעָ֔ם Balam'a לֹ֥א değil תֵלֵ֖ךְ gideceksin עִמָּהֶ֑ם onlarla לֹ֤א değil תָאֹר֙ lanetleyeceksin אֶת־ [+NESNE] הָעָ֔ם halkı כִּ֥י çünkü בָר֖וּךְ kutludur הֽוּא׃ o
Ama Tanrı Balama, ‹‹Onlarla gitme! Bu halka lanet okuma, onlar kutsanmış halktır›› dedi.
13 וַיָּ֤קָם ve–kalktı בִּלְעָם֙ Balam בַּבֹּ֔קֶר sabah וַיֹּ֙אמֶר֙ ve–dedi אֶל־ –e שָׂרֵ֣י beylerine בָלָ֔ק Balak'ın לְכ֖וּ gidin אֶֽל־ –e אַרְצְכֶ֑ם ülkenize כִּ֚י çünkü מֵאֵ֣ן reddetti יְהוָ֔ה Yahve לְתִתִּ֖י vermek–için–bana לַהֲלֹ֥ךְ gitmek עִמָּכֶֽם׃ sizinle
Sabah Balam kalktı, Balakın önderlerine, ‹‹Ülkenize dönün. Çünkü RAB sizinle gelmeme izin vermiyor›› dedi.
14 וַיָּק֙וּמוּ֙ ve–kalktılar שָׂרֵ֣י beyleri מוֹאָ֔ב Moav'ın וַיָּבֹ֖אוּ ve–geldiler אֶל־ –e בָּלָ֑ק Balak'a וַיֹּ֣אמְר֔וּ ve–dediler מֵאֵ֥ן reddetti בִּלְעָ֖ם Balam הֲלֹ֥ךְ gelmek עִמָּֽנוּ׃ bizimle
Moav önderleri dönüp Balaka, ‹‹Balam bizimle gelmedi›› dediler.
15 וַיֹּ֥סֶף ve–devam–etti ע֖וֹד daha בָּלָ֑ק Balak שְׁלֹ֣חַ göndermek שָׂרִ֔ים beyler רַבִּ֥ים çok וְנִכְבָּדִ֖ים ve–saygın מֵאֵֽלֶּה׃ bunlardan
Bunun üzerine Balak ilk gidenlerden daha çok ve daha saygın başka önderler gönderdi.
16 וַיָּבֹ֖אוּ ve–geldiler אֶל־ –e בִּלְעָ֑ם Balam'a וַיֹּ֣אמְרוּ ve–dediler ל֗וֹ ona כֹּ֤ה böyle אָמַר֙ diyor בָּלָ֣ק Balak בֶּן־ oğlu– צִפּ֔וֹר Tsippor'un אַל־ değil– נָ֥א lütfen תִמָּנַ֖ע engellenme מֵהֲלֹ֥ךְ gelmekten– אֵלָֽי׃ bana
Balama gidip şöyle dediler: ‹‹Sippor oğlu Balak diyor ki, ‹Lütfen yanıma gelmene engel olan hiçbir şeye izin verme.
17 כִּֽי־ çünkü– כַבֵּ֤ד kesinlikle–onurlandır– אֲכַבֶּדְךָ֙ onurlandırırım–seni מְאֹ֔ד çok וְכֹ֛ל ve–her אֲשֶׁר־ –i–ne תֹּאמַ֥ר dersen אֵלַ֖י bana אֶֽעֱשֶׂ֑ה yaparım וּלְכָה־ ve–gel– נָּא֙ lütfen קָֽבָה־ lanetl– לִּ֔י bana אֵ֖ת [+NESNE] הָעָ֥ם halkı הַזֶּֽה׃ bu
Çünkü seni fazlasıyla ödüllendireceğim, ne istersen yapacağım. Ne olur, gel, benim için bu halka lanet oku.› ››
18 וַיַּ֣עַן ve–yanıtladı בִּלְעָ֗ם Balam וַיֹּ֙אמֶר֙ ve–dedi אֶל־ –e עַבְדֵ֣י kullarına בָלָ֔ק Balak'ın אִם־ eğer– יִתֶּן־ verse– לִ֥י bana בָלָ֛ק Balak מְלֹ֥א dolusu בֵית֖וֹ evinin כֶּ֣סֶף gümüş וְזָהָ֑ב ve–altın לֹ֣א değil אוּכַ֗ל yapabilirim לַעֲבֹר֙ çiğnemek אֶת־ [+NESNE] פִּי֙ ağzını יְהוָ֣ה Yahve'nin אֱלֹהָ֔י Tanrımın לַעֲשׂ֥וֹת yapmak–için קְטַנָּ֖ה küçük א֥וֹ ya–da גְדוֹלָֽה׃ büyük
Balam Balakın ulaklarına şu yanıtı verdi: ‹‹Balak sarayını altınla, gümüşle doldurup bana verse bile, Tanrım RABbin buyruğundan öte küçük büyük hiçbir şey yapamam.
19 וְעַתָּ֗ה ve–şimdi שְׁב֨וּ kalın נָ֥א lütfen בָזֶ֛ה burada גַּם־ ayrıca– אַתֶּ֖ם siz הַלָּ֑יְלָה gece וְאֵ֣דְעָ֔ה ve–öğreneceğim מַה־ ne– יֹּסֵ֥ף ekler יְהוָ֖ה Yahve דַּבֵּ֥ר konuşmak עִמִּֽי׃ benimle
Lütfen siz de bu gece burada kalın, RABbin bana başka bir diyeceği var mı öğreneyim.››
20 וַיָּבֹ֨א ve–geldi אֱלֹהִ֥ים ׀ Tanrı אֶל־ –e בִּלְעָם֮ Balam'a לַיְלָה֒ gece וַיֹּ֣אמֶר ve–dedi ל֗וֹ ona אִם־ eğer– לִקְרֹ֤א çağırmak–için– לְךָ֙ seni בָּ֣אוּ geldilerse הָאֲנָשִׁ֔ים adamlar ק֖וּם kalk לֵ֣ךְ git אִתָּ֑ם onlarla וְאַ֗ךְ ve–ancak אֶת־ [+NESNE] הַדָּבָ֛ר sözü אֲשֶׁר־ –i–ki אֲדַבֵּ֥ר söylersem אֵלֶ֖יךָ sana אֹת֥וֹ onu תַעֲשֶֽׂה׃ yapacaksın
O gece Tanrı Balama gelip, ‹‹Madem bu adamlar seni çağırmaya gelmiş, onlarla git; ancak sana ne söylersem onu yap›› dedi.
21 וַיָּ֤קָם ve–kalktı בִּלְעָם֙ Balam בַּבֹּ֔קֶר sabah וַֽיַּחֲבֹ֖שׁ ve–eyerledi אֶת־ [+NESNE] אֲתֹנ֑וֹ eşeğini וַיֵּ֖לֶךְ ve–gitti עִם־ –ile שָׂרֵ֥י beyleriyle מוֹאָֽב׃ Moav'ın
Balam sabah kalkıp eşeğine palan vurdu, Moav önderleriyle birlikte gitti.
22 וַיִּֽחַר־ ve–öfkelendi– אַ֣ף burun אֱלֹהִים֮ Tanrı'nın כִּֽי־ çünkü– הוֹלֵ֣ךְ gidiyordu הוּא֒ o וַיִּתְיַצֵּ֞ב ve–durdu מַלְאַ֧ךְ meleği יְהוָ֛ה Yahve'nin בַּדֶּ֖רֶךְ yolda לְשָׂטָ֣ן düşman–olarak ל֑וֹ ona וְהוּא֙ ve–o רֹכֵ֣ב biniyordu עַל־ –üzerine אֲתֹנ֔וֹ eşeğinin וּשְׁנֵ֥י ve–iki נְעָרָ֖יו uşakları עִמּֽוֹ׃ onunla
Tanrı onun gidişine öfkelendi. RABbin meleği engel olmak için yoluna dikildi. Balam eşeğine binmişti, yanında iki uşağı vardı.
23 וַתֵּ֣רֶא ve–gördü הָאָתוֹן֩ eşek אֶת־ [+NESNE] מַלְאַ֨ךְ meleğini יְהוָ֜ה Yahve'nin נִצָּ֣ב duran בַּדֶּ֗רֶךְ yolda וְחַרְבּ֤וֹ ve–kılıcı שְׁלוּפָה֙ sıyrılmış בְּיָד֔וֹ elinde וַתֵּ֤ט ve–sappı הָֽאָתוֹן֙ eşek מִן־ –den הַדֶּ֔רֶךְ yoldan וַתֵּ֖לֶךְ ve–gitti בַּשָּׂדֶ֑ה tarlaya וַיַּ֤ךְ ve–vurdu בִּלְעָם֙ Balam אֶת־ [+NESNE] הָ֣אָת֔וֹן eşeği לְהַטֹּתָ֖הּ döndürmek–için–onu הַדָּֽרֶךְ׃ yola
Eşek, yalın kılıç yolda durmakta olan RABbin meleğini görünce, yoldan sapıp tarlaya girdi. Balam yola döndürmek için eşeği dövdü.
24 וַֽיַּעֲמֹד֙ ve–durdu מַלְאַ֣ךְ meleği יְהוָ֔ה Yahve'nin בְּמִשְׁע֖וֹל geçidinde– הַכְּרָמִ֑ים bağların גָּדֵ֥ר duvar מִזֶּ֖ה buradan וְגָדֵ֥ר ve–duvar מִזֶּֽה׃ buradan
RABbin meleği iki bağın arasında iki yanı duvarlı dar bir yolda durdu.
25 וַתֵּ֨רֶא ve–gördü הָאָת֜וֹן eşek אֶת־ [+NESNE] מַלְאַ֣ךְ meleğini יְהוָ֗ה Yahve'nin וַתִּלָּחֵץ֙ ve–sıkıştı אֶל־ –e הַקִּ֔יר duvara וַתִּלְחַ֛ץ ve–sıkıştırdı אֶת־ [+NESNE] רֶ֥גֶל ayağını בִּלְעָ֖ם Balam'ın אֶל־ –e הַקִּ֑יר duvara וַיֹּ֖סֶף ve–devam–etti לְהַכֹּתָֽהּ׃ vurmak–için–onu
Eşek RABbin meleğini görünce duvara sıkıştı, Balamın ayağını ezdi. Balam eşeği yine dövdü.
26 וַיּ֥וֹסֶף ve–devam–etti מַלְאַךְ־ meleği– יְהוָ֖ה Yahve'nin עֲב֑וֹר geçmek וַֽיַּעֲמֹד֙ ve–durdu בְּמָק֣וֹם yerde– צָ֔ר dar אֲשֶׁ֛ר ki אֵֽין־ yoktu– דֶּ֥רֶךְ yol לִנְט֖וֹת sapmak–için יָמִ֥ין sağa וּשְׂמֹֽאול׃ ve–sola
RABbin meleği ilerledi, sağa sola dönüşü olmayan dar bir yerde durdu.
27 וַתֵּ֤רֶא ve–gördü הָֽאָתוֹן֙ eşek אֶת־ [+NESNE] מַלְאַ֣ךְ meleğini יְהוָ֔ה Yahve'nin וַתִּרְבַּ֖ץ ve–çöktü תַּ֣חַת altında– בִּלְעָ֑ם Balam'ın וַיִּֽחַר־ ve–öfkelendi– אַ֣ף burun בִּלְעָ֔ם Balam'ın וַיַּ֥ךְ ve–vurdu אֶת־ [+NESNE] הָאָת֖וֹן eşeği בַּמַּקֵּֽל׃ değnekle
Eşek RABbin meleğini görünce, Balamın altında yıkıldı. Balam öfkelendi, değneğiyle eşeği dövdü.
28 וַיִּפְתַּ֥ח ve–açtı יְהוָ֖ה Yahve אֶת־ [+NESNE] פִּ֣י ağzını הָאָת֑וֹן eşeğin וַתֹּ֤אמֶר ve–dedi לְבִלְעָם֙ Balam'a מֶה־ ne– עָשִׂ֣יתִֽי yaptım לְךָ֔ sana כִּ֣י ki הִכִּיתַ֔נִי vurdun–bana זֶ֖ה bu שָׁלֹ֥שׁ üç רְגָלִֽים׃ kez
Bunun üzerine RAB eşeği konuşturdu. Eşek Balama, ‹‹Sana ne yaptım ki, üç kez beni böyle dövdün?›› diye sordu.
29 וַיֹּ֤אמֶר ve–dedi בִּלְעָם֙ Balam לָֽאָת֔וֹן eşeğe– כִּ֥י çünkü הִתְעַלַּ֖לְתְּ alay–ettin בִּ֑י benimle ל֤וּ keşke יֶשׁ־ olsaydı– חֶ֙רֶב֙ kılıç בְּיָדִ֔י elimde כִּ֥י çünkü עַתָּ֖ה şimdi הֲרַגְתִּֽיךְ׃ öldürürdüm–seni
Balam, ‹‹Benimle alay ediyorsun›› diye yanıtladı, ‹‹Elimde kılıç olsaydı, seni hemen öldürürdüm.››
30 וַתֹּ֨אמֶר ve–dedi הָאָת֜וֹן eşek אֶל־ –e בִּלְעָ֗ם Balam'a הֲלוֹא֩ değil–mi אָנֹכִ֨י ben אֲתֹֽנְךָ֜ eşeğinim אֲשֶׁר־ –i–ki– רָכַ֣בְתָּ bindin עָלַ֗י üzerime מֵעֽוֹדְךָ֙ ömründen–beri עַד־ –e–kadar הַיּ֣וֹם gün הַזֶּ֔ה bu הַֽהַסְכֵּ֣ן –mi–alışkın– הִסְכַּ֔נְתִּי alışkın–mıydım לַעֲשׂ֥וֹת yapmak–için לְךָ֖ sana כֹּ֑ה böyle וַיֹּ֖אמֶר ve–dedi לֹֽא׃ hayır
Eşek, ‹‹Bugüne dek hep üzerine bindiğin eşek değil miyim ben?›› dedi, ‹‹Daha önce sana hiç böyle davrandım mı?›› Balam, ‹‹Hayır›› diye yanıtladı.
31 וַיְגַ֣ל ve–açtı יְהוָה֮ Yahve אֶת־ [+NESNE] עֵינֵ֣י gözlerini בִלְעָם֒ Balam'ın וַיַּ֞רְא ve–gördü אֶת־ [+NESNE] מַלְאַ֤ךְ meleğini יְהוָה֙ Yahve'nin נִצָּ֣ב duran בַּדֶּ֔רֶךְ yolda וְחַרְבּ֥וֹ ve–kılıcı שְׁלֻפָ֖ה sıyrılmış בְּיָד֑וֹ elinde וַיִּקֹּ֥ד ve–eğildi וַיִּשְׁתַּ֖חוּ ve–secde–etti לְאַפָּֽיו׃ yüzü–üzerine
Bundan sonra RAB Balamın gözlerini açtı. Balam yalın kılıç yolda durmakta olan RABbin meleğini gördü, eğilip yüzüstü yere kapandı.
32 וַיֹּ֤אמֶר ve–dedi אֵלָיו֙ ona מַלְאַ֣ךְ meleği יְהוָ֔ה Yahve'nin עַל־ üzerine– מָ֗ה ne הִכִּ֙יתָ֙ vurdun אֶת־ [+NESNE] אֲתֹ֣נְךָ֔ eşeğine זֶ֖ה bu שָׁל֣וֹשׁ üç רְגָלִ֑ים kez הִנֵּ֤ה işte אָנֹכִי֙ ben יָצָ֣אתִי çıktım לְשָׂטָ֔ן düşman–olarak כִּֽי־ çünkü– יָרַ֥ט tehlikeliydi הַדֶּ֖רֶךְ yol לְנֶגְדִּֽי׃ karşımda
RABbin meleği, ‹‹Neden üç kez eşeğini dövdün?›› diye sordu, ‹‹Ben seni engellemeye geldim. Çünkü gittiğin yol seni yıkıma götürüyor.
33 וַתִּרְאַ֙נִי֙ ve–gördü–beni הָֽאָת֔וֹן eşek וַתֵּ֣ט ve–saptı לְפָנַ֔י önümde– זֶ֖ה bu שָׁלֹ֣שׁ üç רְגָלִ֑ים kez אוּלַי֙ eğer נָטְתָ֣ה sapmış–olmasaydı מִפָּנַ֔י önümden כִּ֥י çünkü עַתָּ֛ה şimdi גַּם־ ayrıca– אֹתְכָ֥ה seni הָרַ֖גְתִּי öldürürdüm וְאוֹתָ֥הּ ve–onu הֶחֱיֵֽיתִי׃ sağ–bırakırdım
Eşek beni gördü, üç kez önümden saptı. Eğer yoldan sapmasaydı, seni öldürür, onu sağ bırakırdım.››
34 וַיֹּ֨אמֶר ve–dedi בִּלְעָ֜ם Balam אֶל־ –e מַלְאַ֤ךְ meleğine יְהוָה֙ Yahve'nin חָטָ֔אתִי günah–işledim כִּ֚י çünkü לֹ֣א değil יָדַ֔עְתִּי biliyordum כִּ֥י ki אַתָּ֛ה sen נִצָּ֥ב duruyordun לִקְרָאתִ֖י karşımda בַּדָּ֑רֶךְ yolda וְעַתָּ֛ה ve–şimdi אִם־ eğer– רַ֥ע kötüyse בְּעֵינֶ֖יךָ gözünde אָשׁ֥וּבָה döneceğim לִּֽי׃ bana
Balam RABbin meleğine, ‹‹Günah işledim›› dedi, ‹‹Beni engellemek için yolda dikildiğini anlamadım. Uygun görmüyorsan şimdi evime döneyim.››
35 וַיֹּאמֶר֩ ve–dedi מַלְאַ֨ךְ meleği יְהוָ֜ה Yahve'nin אֶל־ –e בִּלְעָ֗ם Balam'a לֵ֚ךְ git עִם־ –ile הָ֣אֲנָשִׁ֔ים adamlarla וְאֶ֗פֶס ve–ancak אֶת־ [+NESNE] הַדָּבָ֛ר sözü אֲשֶׁר־ –i–ki אֲדַבֵּ֥ר söylersem אֵלֶ֖יךָ sana אֹת֣וֹ onu תְדַבֵּ֑ר söyleyeceksin וַיֵּ֥לֶךְ ve–gitti בִּלְעָ֖ם Balam עִם־ –ile שָׂרֵ֥י beyleriyle בָלָֽק׃ Balak'ın
RABbin meleği, ‹‹Adamlarla git›› dedi, ‹‹Ama yalnız sana söyleyeceklerimi söyleyeceksin.›› Böylece Balam Balakın önderleriyle gitti.
36 וַיִּשְׁמַ֥ע ve–duydu בָּלָ֖ק Balak כִּ֣י ki בָ֣א geldi בִלְעָ֑ם Balam וַיֵּצֵ֨א ve–çıktı לִקְרָאת֜וֹ karşılamak–için–onu אֶל־ –e עִ֣יר kentine מוֹאָ֗ב Moav'ın אֲשֶׁר֙ ki עַל־ –üzerinde גְּב֣וּל sınırında– אַרְנֹ֔ן Arnon'un אֲשֶׁ֖ר ki בִּקְצֵ֥ה ucunda– הַגְּבֽוּל׃ sınırın
Balak Balamın geldiğini duyunca, onu karşılamak için Arnon kıyısında, sınırın en uzak köşesindeki Moav Kentine gitti.
37 וַיֹּ֨אמֶר ve–dedi בָּלָ֜ק Balak אֶל־ –e בִּלְעָ֗ם Balam'a הֲלֹא֩ değil–mi שָׁלֹ֨חַ kesinlikle–göndererek– שָׁלַ֤חְתִּי gönderdim אֵלֶ֙יךָ֙ sana לִקְרֹא־ çağırmak–için– לָ֔ךְ seni לָ֥מָּה neden לֹא־ değil– הָלַ֖כְתָּ geldin אֵלָ֑י bana הַֽאֻמְנָ֔ם gerçekten לֹ֥א değil אוּכַ֖ל yapabilir–miyim כַּבְּדֶֽךָ׃ onurlandırmak–seni
Balama, ‹‹Seni çağırmak için adam gönderdiğimde neden gelmedin?›› dedi, ‹‹Seni ödüllendirmeye gücüm yetmez mi?››
38 וַיֹּ֨אמֶר ve–dedi בִּלְעָ֜ם Balam אֶל־ –e בָּלָ֗ק Balak'a הִֽנֵּה־ işte– בָ֙אתִי֙ geldim אֵלֶ֔יךָ sana עַתָּ֕ה şimdi הֲיָכ֥וֹל yapabilir–miyim אוּכַ֖ל yapabilirim דַּבֵּ֣ר söylemek מְא֑וּמָה bir–şey הַדָּבָ֗ר söz אֲשֶׁ֨ר ki יָשִׂ֧ים koyarsa אֱלֹהִ֛ים Tanrı בְּפִ֖י ağzıma אֹת֥וֹ onu אֲדַבֵּֽר׃ söylerim
Balam, ‹‹İşte şimdi geldim›› diye yanıtladı, ‹‹Ama ne diyebilirim ki? Ancak Tanrının bana buyurduklarını söyleyeceğim.››
39 וַיֵּ֥לֶךְ ve–gitti בִּלְעָ֖ם Balam עִם־ –ile בָּלָ֑ק Balak'la וַיָּבֹ֖אוּ ve–geldiler קִרְיַ֥ת חֻצֽוֹת׃ Kiryat–Hutsot'a
Bundan sonra Balam Balakla yola çıkarak Kiryat-Husota gitti.
40 וַיִּזְבַּ֥ח ve–kesti בָּלָ֖ק Balak בָּקָ֣ר sığır וָצֹ֑אן ve–koyun וַיְשַׁלַּ֣ח ve–gönderdi לְבִלְעָ֔ם Balam'a וְלַשָּׂרִ֖ים ve–beylere– אֲשֶׁ֥ר ki אִתּֽוֹ׃ onunla
Balak sığırlar, davarlar kurban etti, Balamla yanındaki önderlere et gönderdi.
41 וַיְהִ֣י ve–oldu בַבֹּ֔קֶר sabah וַיִּקַּ֤ח ve–aldı בָּלָק֙ Balak אֶת־ [+NESNE] בִּלְעָ֔ם Balam'ı וַֽיַּעֲלֵ֖הוּ ve–çıkardı–onu בָּמ֣וֹת בָּ֑עַל Bamot–Baal'a וַיַּ֥רְא ve–gördü מִשָּׁ֖ם oradan קְצֵ֥ה ucunu הָעָֽם׃ halkın
Sabah Balak Balam'ı Bamot-Baal'a çıkardı. Balam oradan İsrail halkının bir kesimini görebildi.